Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu'nda En Çok Merak Edilenler

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu'nda En Çok Merak Edilenler

Yazar: gamzekuzu | 03 Mayıs 2021

Paylaş Büyüsün son canlı yayınında Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) gündeme alındı. Daha önce Paylaş Büyüsün'de konuyla ilgili oluşturulan PAY'lar ve canlı yayındaki yorumlar üzerinden, en çok merak edilenleri Dr.Çağrı Kalaça, Dr.Yankı Yazgan'a sordu. Canlı yayın videosuna buradan ulaşabilirsiniz. 

Paylaş Büyüsün'ün “Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu: Can alıcı sorular” başlıklı canlı yayınında DEHB ile ilgili kritik sorular konuşuldu. 29 Nisan Perşembe akşamı yapılan programa Dr.Çağrı Kalaça ve Dr.Yankı Yazgan katılırken, programda hem Paylaş Büyüsün sitesinde daha önce konuyla ilgili yazılmış soru ve sorunlar ele alındı hem de program esnasında gündeme gelen sorular üzerinde duruldu. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) ile ilgili tanı, tedavi seçenekleri, toplumsal hassasiyetler ve yanlış bilinenlerin değerlendirildiği yayında, yalnızca uzman değerlendirmelerinin değil, konuyla ilgili deneyim, fikir ve sorunların paylaşımının önemine işaret edilirken, Paylaş Büyüsün'ün bu konuda katkı, katılım ve paylaşımlar için uygun bir zemin olduğu vurgulandı.

Programda ebeveynlerin en fazla merak ettikleri can alıcı sorular ve yanıtları sizler için derledik.

DEHB tedavi gerektiren bir durum mudur? Tedavi seçenekleri içinde neler var?

Yankı Yazgan: Bir duruma müdahale gerekip gerekmemesi üzerinden düşünelim. Çünkü ilaç tedavileri birçok başka tedavi gibi bir duruma müdahale programının içerisindeki unsurlardan bir tanesi. Tedavi dendiğinde, kimi durumlarda, “Hiçbir şey yapmayalım” demek de aslında bir tedavi; bir şey yapmama tedavisi. Unutmayın birçok durumda bazen beklemek önemli, bu tedavi programının bir parçası. Bir hekimin bir durumda yapacaklarının hepsini ilk karşılaşmada masaya dökmesi gerekmiyor. Basamak basamak gidiyor. Birincisi bu prensibi herkesin bilmesi önemli.

TEDAVİ İHTİYACA GÖRE OLUŞTURULUYOR

Bu bir kaçınma anlamına gelmiyor; sadece bazen kimimiz iyice emin olmak için, tablonun olgunlaşması için beklemeyi tercih edebiliriz. Bu hekimlerin, çocuk psikiyatristlerinin aynı zamanda eğitimcilerin ve diğer çevresel unsurların da iş birliği içinde yürüttüğü bir müdahale programı olduğu için de böyle.

İlaç tedavileri de bu program içinde bir unsur, önemli bir unsur, en etkili unsur. Ama ne kadar, ne zaman, nasıl kullanılacağı; hangi ilaçların kullanılacağı, -başka ruhsal ve gelişimsel sorunlara dönük ilaçların da kullanılması söz konusu olabiliyor çünkü- farklılaşabilir. Dolayısıyla tedavi ihtiyaca göre oluşan bir şey. O ihtiyacın nasıl karşılanacağı; ilaç tedavisiyle, psikoterapiyle mi, bir özel ders öğretmeniyle mi bir spor koçuyla mı yapılacağı değişebilir. Bunların hepsi menüde var.

Tedavi yaşına göre değişiyor çocuğun. Ama burada, özellikle psiko-sosyal terapilerle ilgili düşünülmesi gereken şu: DEHB'nin kendisini düzeltmiyorsun bazı durumlarda. DEHB olan çocuklarda, -sorun devam etse bile- başka becerilerin inşasını sağlıyorsun; psikososyal terapilerin özü bu. Burada bir genel ruhsal dengeyi oluşturmak önem kazanıyor.

İlaç tedavileri, bu dengenin oluşturulması sırasında rol üstleniyor. Çocuğun beyin gelişimindeki gecikme nedeniyle, -bir gecikme oluyor, bir gecikmeli olgunlaşma oluyor-, ortaya çıkan bir açık var. Hangi konuda/işlevde açık var? Kendi kontrol becerisinde. Kendini kontrol nedir: Dikkatimi başka bir şey çektiğinde oraya bakmamak, birisi bana saçma bir laf söylediğinde ona daha kötü bir şekilde cevap vermemek, her aklına geleni, her aklına estiği anda ortaya atmamak... gibi insanın olgunlaşma sürecinde kazandığı temel bir beceri.

İLAÇ KULLANIMI BİR TÜR HAFRİYAT ÇALIŞMASI

O nedenle ilaç tedavisi, bunu geçici olarak, güçlü bir şekilde sağlayan ve çocuğun DEHB nedeniyle gelişmeyen -öğrenme, sosyal uyum, ilişki kurma gibi- birçok becerisini geliştirmek için zemini düzlüyor. Bir tür hafriyat çalışması yapıyoruz ilaç kullandığımızda. Kimisinde arsa müsaittir, fazla problem yoktur hafriyat yapmazsın; kimisinde kayalıktır, dağlıktır vs. orayı bayağı oyup arsayı oluşturman gerekiyor.

DEHB içinde olunan konjonktüre göre davranışların kontrolsüzleştiği bir durum. Çünkü bu çocukların davranışlarında bir kasıt yok, kendini kontrol edememe nedeniyle sorun yaşıyorlar ve kendini kontrol edemediği ortamlar değişiklik gösterebiliyor.

ZAMAN İÇİNDE DEĞİŞİM OLABİLİR, TANI GÖZDEN GEÇİRİLMELİ

Tedaviyle sorunları kontrol altında tutmak her zaman mümkün oluyor mu? Zaman içinde kötüleşme diye bir şey var mı?  (https://paylasbuyusun.com/pie/problem/dehb-3)

Yankı Yazgan: Önemli bir soru, DEHB için bir çatı tanı. Çünkü bu çatıyı taşıyan, değişik sebeplerle bu davranış bütününü gösteren çocuklar var. Bu çocukların yaklaşık yüzde 75'inde, -dörtte üçünde diyelim- semptomlar kontrol altına alınıp çocuğun gelişimi için yol açılabiliyor. Trafiğin akmasını sağlayabiliyorsunuz. Çünkü gelişimsel sorunların en önemli özelliği şudur ki, 30 yaşındaki bir insanla on yaşındaki bir çocuk arasındaki kazanımlar eşit değildir. O nedenle çocuğun hayatında her zaman dilimini kazançlı şekilde geçirmesi için uğraşıyoruz, bir büyükte aynı hassasiyeti göstermeyebiliyoruz tedavi ve müdahale konusunda.

Üzerinde konuştuğumuz örnekte tanıyı gözden geçirmek gerekir. Bu şekilde bir direncin oluşması genellikle düz bir dikkat sorunundan ziyade ona eşlik eden kaygı bozuklukları, duygu durum düzenleme bozuklukları ya da öğrenme bozuklukları veya bazen sosyal beceri eksiklikleri, hatta otizm spektrum bozukluğu olduğunda karşımıza çıkıyor. O nedenle bu örnekte daha fazla terapiye devam etmek yerine, güvenilen bir çocuk psikiyatri uzmanına gidilerek tanının gözden geçirilmesi gerekiyor. Doğru mu, yanına ek problemler var mı?

DEHB'li çocuklar kimi tipik davranış özellikleri nedeniyle özellikle okul ortamı gibi ortamlarda dışlanmayla karşılaşıyor, bu durumu nasıl değerlendirmek gerekir? https://paylasbuyusun.com/pie/idea/dehb-okul-arkadas-ogretmen-iliskisi

Yankı Yazgan: Sosyal uyum sorunlarının en büyük meselelerinden biri, çocuğun istemeden yaptığı davranışların kasıtlı yaptığı şeklinde yorumlanması. O nedenle sadece DEHB olanların değil, bu konuda öğretmenler başta olmak üzere çocukla birlikte olanların ve çevredekilerin de öğrenmesi gerekiyor. Türkçede bir laf var “bilerek yapıyor” diye. Bilerek yapma; tasarlayıp planlayarak yapmakla, kasten yapmakla aynı şey değil. Hapşırma gibi düşünülebilir. Tikler böyledir, dürtüsellik böyle.

ÖNYARGILAR YÜZÜNDEN TEHCİR EDİLEN ÇOCUKLAR

Burada başta söylediğim kendini kontrol becerisi, o davranışı ertelemeyi sağlayan becerimiz bizim. Yani sınıfta bir arkadaşım beni dürttü, benim biraz sinirli olduğumu da biliyor, öğretmenin baktığını önemsemeden ben yapıştırdım bir tane. Bu çocukların çok sık düştüğü bir durumdur. Siz diyorsunuz ki, “bana onu yaptı ama öğretmen onu görmedi, beni gördü.” Sınıfta mahkeme, soruşturma yapacak durum yok. Rahatsız olanlar da oluyor. Ona karşı bir lobi de oluyor. Burada sosyal olarak bir dışlanma da olduğu için çocuğun davranışı affedilmiyor. Ama doğrudan davranışıyla orantılı bir sonuç da gelmiyor, “bunu yapma şöyle bir karşılığı var” demiyorlar. Sadece bir düşmanlık birikiyor bazı okullarda. Birçok çocukla ilgili sınıflarda kampanyalar açıldığını biliyorum. Linç kültürü.

Burada “Ne yapalım ama bizim çocuğumuz nasıl koruyacağız” yaklaşımı var; doğru. Ama bunun için düzenlemeler yapılabilir. Çocuğun düzelmesini beklemek üzerine oluyor her şey, yani diğer çocuklar gibi olmasını beklemek üzerine. Ama önyargılar yüzünden okulu terk etmek zorunda kalan çok fazla çocuk oluyor; tehcir edilen çocuklar diyorum onlara.

DEHB teşhisi nasıl konuyor, buradaki belirsizliklerin nedeni nedir? İstediklerini yaptıkları, istemediklerini yapmadıkları düşünülüyor çocukların, bir de mizaç konusu var. Nasıl ayrıştırılacak? https://paylasbuyusun.com/pie/experience/nasil-teshis-ediliyor

https://paylasbuyusun.com/pie/experience/teshis-konusu

Yankı Yazgan: Bir kere yaramazlıkla hiperaktivite arasında hiçbir ilişki yok. Yaramazlık kişinin kontrolünde olan bir davranış. DEHB olan çocuk, kontrol edemediği davranışlar sebebiyle, yaramaz çocuklarla karıştırılıyor. Yaramaz olan; hiperaktivitesi, dürtüselliği olan bir çocuğu dürtendir, öğretmenin karşısında zor duruma düşürmek için. Yaramazlık bu; hatta sinsilik de içerir, iyi bir özellik değildir. Bir zaafı olan bir arkadaşımızın bu özelliğini istismar etmek gibidir. O da bir küçük çocuk olduğu için burada öğrenmesi gereken şu: Sorunu olan bir arkadaşımızla nasıl dayanışma içinde oluruz; onun harcanması için mi uğraşacağız, ona sahip mi çıkacağız? Beraber olunan çocukların, başkalarının öğrenmesi gereken şeylerden biri bu.

Mizaç konusunda, evet; hareketlilik bir mizaçtır doğru, ama bir kişinin yapması gereken işi, fonksiyonları, yaşam gereklerini yerine getirmesini önlüyorsa değişmesi gereken bir mizaç özelliğidir.

Tabii ki, odaklanma ilgiyle orantılıdır. İlgi duymadığımız bir konuyla uğraşmayız. Görev ve sorumluluklarımız ilgi duyulan konular değildir. Ama yaşamın gereği bu. Yaşam her zaman hoşumuza giden işlerle uğraşmak değil.

TAMAMLANMAMIŞ BİRÇOK HEVES ALANI KALAN ÇOCUKLAR

DEHB'nin getirdiği şey şu: Dikkat sistemi ve odaklanma sistemi, yenilikle canlanan bir sistem. Dopaminerjik deşarjın, beyindeki dopaminerjik sinyallerin ortaya çıkmasını; yenilik, hoşluk duygusu veren, zevk veren uyaranlar sağlıyor. Şimdi diğer yandan DEHB'de dopamin deşarjı daha fazik nitelikte. Yani belli bir evrede oluyor ve çok hızlı düşüyor. Bu sinyalin biraz kısa ömürlü olması, bir. İlaç bunu geçici olarak düzenliyor. İki, davranışlar büyük ölçüde bu haz uyaranına bağlı olduğunda; haz verici olmayan, keyif verici olmayan bir durumdan kaçınma başlıyor.

Sıkılma da bu şekilde olan bir şey değil mi? Bir şeyin tadının kaçması gibi düşünün. Sevdiğimiz bir şey bile bir süre sonra bize sıkıcı gelmeye, ilgimizi çekmemeye başlayabilir. İlgi, heves, kaybolan da bir şey. Bir işi hevesten öteye taşımanın yolu bulunması lazım. Heves düzeyinde kalıyor. O yüzden DEHB olan çocukların ilgilendikleri şeylere daha çok dikkatlerini verdiğini görüyoruz, ama yaşamlarında tamamlanmamış birçok heves alanı oluyor. Yoksa çocuk heves etti, derse gitmedi, oturdu roman yazdı. Üniversiteyi bıraktı, Nobel aldı, Orhan Pamuk örneği. Ya da okuldaki dersler onu çok sarmadı, bu arada bilgisayarlarla çok ilgiliydi gitti bir şirket kurdu, şirketin adı Microsoft. Adam hangi okulu bıraktı: Harvard. Adamın adı Bill Gates diyelim. Bak o da bırakmış, dikkatini çekmemiş. Anladım da, yerine ne yaptığınız önemli. Yerine gidip de nargile kafede oturmadı, anlatabiliyor muyum?

Teşhiste bir ölçü sistemi var o halde, biz bunu göremeyebiliyoruz dışardan baktığımızda?

Yankı Yazgan: İşlevsellik diye bir kavram var. Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) çok kullandığı bir kavram. İşlevsellik şu: Yaşam gereklerini ne ölçüde, bağımsız olarak yerine getirebiliyoruz? Bu yaşam gereklilikleri bir çocuk için, okulda, sınıfta herkes kadar yerinde oturmak diyelim; bu, sadece keyfimize bağlı bir şey olmamalı. Çünkü şu anda mesela maske takmak benim ilgimi çekmiyor diyen bir sürü vatandaşımız var, onları eleştiriyoruz. “Koronaya inanmıyorum” diyor mesela, eleştiriyoruz.

SORUMLULUK VE GÖREVLER ZATEN İLGİ ÇEKİCİ DEĞİLDİR

DEHB biraz bu tür bir davranışlara benziyor. Benim ilgimi çekmiyor olması, herkesin uyduğu bir kurala benim uymamam için bir gerekçe değil oysa.

Çocuklarımız sınırı gördüğünde sınırı zorlayabilir, değişmesi için de uğraşabilir ama sınıra uymadığımızda, sistemin içinde kalmak çok zor oluyor.

DEHB'nin bizi yanıltan bir başka kısmı bu. Ruh sağlığındaki birçok problem gibi, normalde de rastlanan bir şey olabilir bu: Herkesin dikkati dağılabilir, herkes hiperaktif olabilir, herkes ilgisini çeken bir konuda bir şey yapmak isteyebilir. Ama yaşamsal görevlerimiz, sorumluluklar olduğunda iş değişiyor. Bunlar birbirinin alternatifi değil; ilgimi çekmiyor diyor sorumluluklarımdan vazgeçmiyorum çünkü başka birine bir görev olarak söz vermişim.

İngilizcede bir kavram var: “Momentary realist”. Anın gerçekçisi. Anın tutsağı diyorum ben daha çok. Günümüz insanı da DEHB'nin birçok özelliğini taşıdığı için, bu çocukların farkı ne o zaman diye düşünülüyor.

Şimdi burada önemli olan şey şu normalde olan birçok semptomu taşımak değil, bütün semptomların aynı kişi de aynı zaman diliminde bir araya gelmesi. Dağınıklık, dürtüsellik, kendini kontrol edememe, ayrıca öğrenme sorunları, duygu kontrol sorunları gibi sorunlar. Artı bunların bir yaşam zorluğuna yol açması. Böyle olduğunda tanı, tartışılacak bir şey olmuyor zaten.

OKUL VE EV GÖZLEMLERİ FARKLI OLABİLİR

Ayşegül Selcan Güler'le yaptığımız bir araştırma var; önemli bir araştırmaydı, iyi bir yerde de yayımladık. Bilgiyi anne-babalardan, okuldan toplamak çok önemli. Anne babalara sorduğumuzda belirtiler yaklaşık % 6,5-7 çocukta ciddi düzeyde çıkıyor. Öğretmenlerin tanımladığı yüzde 6,5-7'lik grupla anne babaların tanımladığı grup aynı değil, sanki başka insanları tanımlıyorlar İkisinin ortak noktası yüzde 0,5 gibi.

Buna işlevsellik kriterini koyduğumuzda, yani işlevlerin bozulma kriterini koyduğumuzda, bu oran biraz düşüyor. Yine gözüken o ki, yaklaşık yüzde 7 civarında çocukta ya öğretmeninin ya ailesinin DEHB düzeyinde yeterince sayıda problem gördüğü ve çocuğun işlevlerinin bozulduğu durum var.

Okullar ve evlerdeki gözlemler de farklı oluyor. Buna çoklu bilgi kaynağından yararlanarak karar vermeye çalışıyoruz. Çünkü bu çok bağlama bağlı. Ama bu fiziksel hastalıklar için de böyle değil mi zaten.

ONUN BİLMESİ GEREKEN: SENİN BİR KABAHATİN DEĞİL

DEHB'li olduğunu çocuklara nasıl anlatmak gerekiyor? (Canlı Yayın'daki sorulardan ve sitede: https://paylasbuyusun.com/pie/problem/dehb-ve-ozel-egitim)

Bu konuda sitede (paylasbuyusun.com) bazı videolar; öneriler var çocuklarla neler konuşulabilir diye. Bunu bir kez daha ele alabiliriz.

Çocuklara ne söylemeliyiz? Yaş grubu çok önemli. 5 yaşındakiyle 14 yaşındaki aynı konumda değil. Ama çocukların bilmesi gereken şu: İlaçla, eğitsel metotla, terapötik metotlarla desteklemeye çalıştığımız bu durum ve bu davranışlar onun bir kabahati değil. Kendini kontrol etmeyi öğrenmesi için ona yardımcı oluyoruz ve iyi davranışlarını olumlu davranışları çoğaltmaya çalışıyoruz bu bir. Olumlu davranışlar olarak mesela kardeşine vurmamak, sabah kalktığında günaydın demek, sifonu çekmek gibi meselelerden bahsediyoruz.

ÇOK SAYIDA KİTAP VAR, EBEVEYNLER KİTAPLARI OKUYABİLİR

Tek çözüm ilaç mıdır? Biz ne yapmalıyız?

Yankı Yazgan: Tek çözüm ilaç mıdır, hayır değildir. Ama en etkili çözümdür.

Çok sayıda kitap var bu konuda, açıkçası yapılması gerekenleri bugün burada tamamlayabileceğimizi sanmıyorum.

Çok sayıda Türkçe kitap var. Örnek olarak Eyüp Sabri Ercan’ın yazdığı var, Özlem Sürücü var, benim yazdığım var. Kitap önerilerini kitapçıya gitseniz, karıştırarak bakmanız en doğrusu. Bu konuda yazılmış bütün kitapları okuyabilirsiniz.

Gelecekte bu özellikler başka işe yarayabilir mi? Bunu bir avantaja dönüştürmek mümkün mü?

Yankı Yazgan: Çok doğru, DEHB tanısı almış ya da alabilecek özellikte birçok kişi, eğer uygun koşullara sahip olursa, hayatta şansı yolunda giderse, iyi eğitim kurumlarında eğitim almış olursa, anası-babası tarafından istismar edilmez, hırpalanmazsa, kötü alışkanlıklar, madde bağımlılığı, tablet bağımlılığı vs. gibi şeyler edinmezse hayatta iyi bir noktaya gelebilir, böyle olan birçok DEHB tanılı insan tanıyorum. Bütün bunların olmaması önemli.

KAYGI VE DİĞER BOZUKLUKLAR SIKÇA EŞLİK EDER

DEHB ile birlikte takıntı, kaygı gibi sorunlar sık görülüyor mu, tedavi sürecinde nasıl bir yol izlenecek?

Yankı Yazgan: Her eklenen sorun, uğraşılması gereken ek bir madde. O bakımdan zorlaştırıyor. Evet, daha sık görülüyor; DEHB sorunu olan çocuklarda eşlik eden problemi olmayan çok nadir. Bir, zaman içinde çocuğun yıpranması sonucu çıkan kaygı sorunu var.

Dikkat ve odaklanma sistemimiz en dikkat çekici olana yöneliyor çocukta. Şöyle düşünelim: Çocuğun dikkati bize daha fazla gösterilene daha çok kayıyor. Dolduruşa getirmek, kandırmak kolay oluyor bu çocukları. Zevkli olan en çok ilgi çekici uyaran ama, bazen “tehlikeliymiş gibi gözüken” durumlar daha çok dikkatimizi çeker. Gerçek tehlike değil ama “tehlikeliymiş gibi gözüken” durumlar.

Gündem değiştirme deniyor ya algı operasyonu deniyor ya, aslında bütün toplumu DEHB'li haline getiren bir konu bu da. Önemli bir konu çıkıyor ama herkes daha çok gösterilen önemsiz konuya yoğunlaşıyor. Bu arada olan oluyor.

DEHB'li çocuğun en önemli özelliklerinden biri bu kafa karışıklığı oluyor. O zaman ne yapıyor ilk aklına geleni yapıyor. Dürtüsellik böyle bir şeydir. Düşünmenin, duygu yoğunluğunun olduğu durumda anksiyete içine girersin. Anksiyete de bizi dürtülerimizle hareket etmeye zorlar. O nedenle anksiyete mi, dikkat eksiliği mi tartışması da çok olur.

Anksiyete olursa psikolojik çalışılacak, dikkat eksiliği olursa ilaç verilecek gibi yapay ikilemler konabiliyor; böyle bir şey yok. Mesela ilaç verildiğinde anksiyetenin de azaldığını biliyoruz ya da anksiyeteyle ilgili psikolojik bir çalışma yapıldığında dikkat eksikliğinin daha iyiye gittiğini biliyoruz.

Sanırım ilk düşünülecek şeylerden birisi şu: Ruhsal sistemin; duygular, odaklanma ve öğrenmenin organı beyin ve beyin de dış etkilere çok açık bir organ, hatta en açık organlardan birisi. Lüzumundan fazla bilgi aldığın zaman, ihtiyacın olmayan bilgiyi de alıyorsun, bir tür obezite gibi.

Küçük not, DEHB obezitenin de çok sık görüldüğü özellikle ergenlikten itibaren en sık rastladığımız sorunlardan biri. Hem hazla hem de düşünmeden anlık davranmayla ilgili. Mesela çok hızlı yemek yeme, doyduğunu anlamamak gibi tarif edilir.

KALITIMSAL GEÇİŞ ÜZERİNE YAYINLAR VAR

Bağlantılı iki soru: DEHB kalıtsal mıdır? Eşler arasında DEHB'ye yaklaşım ve tanı konusunda anlaşmazlıklar olması durumu nasıl ele alınmalı?

Yankı Yazgan: Bir babanın çocuğunda DEHB varsa, o babada başka babalara göre DEHB tanısı bulunması ihtimali 4,5 kat artıyor. Anne için de geçerli bence, ama baba örneğini ele alan bir yayından bahsediyorum. 1998’de bir grup arkadaşımla yaptığım çalışma, “Molecular Psychiatry” dergisinde yayınlanmış bir araştırma. Aile triolarında, (anne-baba-çocukta) kalıtımsal geçişi incelediğimiz çalışmada biz DRD4'ün (Dopamin Reseptörü D4) bu genetik geçişte rolü olduğunu göstermiş ve yayımlamıştık. Daha sonra da bir sürü başka yayın çıktı.

DEHB, ruhsal ve gelişimsel bozukluklar içerisinde kalıtımsallığı en yüksek problemlerden birisi. H katsayısı 0.8. Bu oldukça yüksek bir oran; örneğin şizofreniden daha yüksek.

Bu şu anlama geliyor -tabii ki DEHB değişik ağırlık düzeylerinde ama: Birçok anne ve baba, biraz önce bahsettiğim gibi, şansı yaver giderse, kapasitesi elveriyorsa, ailesi destekçisiyse, iyi şartlarda büyüyorsa, kötü alışkanlıklar edinmeden, kaza geçirmeden, yanlış bir işe girmeden hayatta ilerlediğinde çocuk sahibi olduğunda, kendisinin geçmiş olduğu yolu unuttuysa eğer, çocuğuna yapılan müdahaleleri önemsemez olabiliyor.

Doğru; sadece aynı hayat senaryosu aynı genleri taşıyor olsa bile çocuğunuz için geçerli olmayabiliyor, bunu hatırlatmak lazım.

DİKKAT: RİSKLERİ AZIMSAMA DEHB'İN BİR ÖZELLİĞİ

İkinci konu, DEHB'de problem sevmeyen bir yaklaşım vardır, problem çıkartma, iş çıkartma. İster ilaç kullan, ister terapi, ister özel öğretmen... ama sonuçta en güzel şey “bir şey yapmanıza gerek yok” denmesi. Bu, insanların sevdiği bir şey. Bu durumda olanlar iş çıkartanları pek sevmezler. Ailelerin kendi aralarında bu konuyu, anne ve baba arasında çatışma meselesi olabiliyor. “Riskleri azımsama” DEHB'nin bir özelliği… Kaza o yüzden daha çok geçiriliyor, madde kullanımını o yüzden deniyor bu çocuklar.

İlaca bağımlı olur” diye ilaç tedavisi almamış çocuklarda madde ve alkolü istismar düzeyinde kullananlar, ilaç tedavisi alanların 6-8 katı kadar daha fazla. Çünkü dikkatini toplamak için başka şeyler kullanma ihtiyacı duyuyorsun. İlaç kullanmıyorsun ama kokain kullanıyorsun. Kokain ve ilaç, ikisi de dopamin sistemi üzerinde etkili. Elbette aynı şey değil.

Bir tedaviyi insanların kabul etmeme hakkı var; ama o durumun yol açacağı sorumluluğu bilerek yapıldığı zaman ihmal sayılmayabilir. Belli durumlarda ihmale kadar varabilir bu. Çocuğun hayatına ciddi bir zarar veriyorsa tedaviyi uygulamamak, sadece anne-babanın keyfine ya da inancına da bırakılmayabilir.

Yetişkinlik döneminde bu soruna yaklaşım farklılaşıyor mu?

Yankı Yazgan: Ortaöğrenim döneminden sonra aile desteğinin, okulun yapılandırmasının gevşediği bir dönemde, herkesin kendi sorumluluğunu aldığı dönemlerde DEHB tanılı çocukların tedavi süreçlerinde aksama olabiliyor. Anne-babaları da anlıyorum; ama çocuklar en büyük zorlukları bu dönemde yaşıyor, biliyoruz. Üniversite terk, sık rastladığımız bir problem, ya da 8 yıl 10 yıl bitirememe gibi durumlar oluyor. Tabi geçim mecburiyeti yoksa, kalıyorsun, baban okul paralarını ödeyebiliyor.

Buradan karamsar bir mesaj çıkmasın, “Eyvah bu çocuklar üniversiteyi bitiremiyor” diye. Ama gereken desteği gerektiği kadar, vakitlice alan çocukların önemli bir bölümü kendi kapasiteleri, becerileri, yetenekleri ve çabalarıyla orantılı bir yaşam kuruyor.

ÇOCUĞUNUZUN ÖZELLİKLERİNİ TANIMAK VE ONU KABUL ETMEK

Buna ister mizaç, ister hastalık, ister bozukluk deyin; bu tohum en iyi hangi toprakta büyür, ne zaman çiçek açar, az mı su vereceğim, çok mu su vereceğim meselesi. Çocuğunuzun özelliklerini tanımak ve onu kabul etmek.

Bu özellikleri olan bir çiçek nasıl canlı tutulur, buna odaklanmak.

Bütün terapiler, bütün tedaviler; ilaç olsun, psikososyal tedavi olsun... problemin anlaşılması, fark edilmesi ve ne yapılacağı konusunda kafa yorulması üzerine gidiyor. Uzmana danışmak şart değil okumak, başkalarına sormak da uygun.

MÜFREDAT YÜKÜ ÇOCUKLARI ÇOK ZORLUYOR

Pandemi döneminde uzaktan eğitimde yaşanan zorluklar üzerine sorunlar, deneyimler var...

Yankı Yazgan: Bazı yükleri bölmek, bazı yükleri taşımayı ertelemek, çocuğa bu anlamda yardımcı olmak önemli. Yük taşımayı öğretmek. Çocuklarımızın büyük bir bölümü, DEHB olanlar başta olmak üzere önlerindeki yükün fazlalığı karşısında bir tür felç oluyorlar. Ben müfredatı öyle görüyorum. Ve bu o kadar çok geliyor ki, hiç yapmamayı tercih ediyorlar. Müzakere gerekiyor, ne kadarını yapabiliriz?

Anne-babaların bazen vur deyince öldürdüklerini de biliyoruz. Çok büyük beklentiler içine giriyorlar.

Çocuklarla diyaloğun çok önemli değeri var.

Bu konuda farklı ülkelerde (Fransa örneği) farklı tanı yaklaşımları var mı, çevre faktörü ve genetiğin yeri nedir?

Yankı Yazgan: Yakın dönem çalışmalara göz attım buraya gelmeden önce. Poligenik risk endeksleri DEHB için hesaplanıyor. 

İki tane davranışsal özellik var: Birisi, zihnin aynı anda paralel işlem yapmasına, bunu hızlı bir şekilde yapmasına imkan veren çalışma belleği (working memory) fonksiyonları, bunlar çok önemli. Kendini kontrol için de önemli. Aynı anda hem dinlemek, hem not almak gibi bellek özellikleri ölçülebiliyor. Ama bu şu demek değil, buradan bir test çıkmıyor. Muayene dediğimiz klinik görüşmede, ya da öğretmene sorduğumuz sorularda cevabı buluyoruz.

SOSYAL ETKENLERİN ETKİSİ VAR AMA TEDAVİ GEREKLİ

Poligenik risk skorunda ikinci faktör de agresyon. Agresif davranışların varlığı (şiddet içeren davranışlar değil ama başkalarıyla çatışmacı, sınırları ihlal edici, sınır aşıcı davranışlar), mesela sıra bekleme konusu gibi durumlar.

Sosyal etkenlerin varlığı tartışılmaz bir şey. Tüberküloz da yoksullukla ilgili bir şey. Ama “tüberküloz tedavisi yapmayalım, ilaç vermeyelim, yoksulluğun ortadan kalkmasını bekleyelim” demiyoruz. O nedenle burada bir durumun sebebinin sosyal nedenler olması bile, bazen tıbbi tedavi yapılmasına, ilaç kullanılmasına bir engel değildir.

Genetik dediğimizde de, -DEHB; diyabet gibi, hipertansyon gibi poligenik bir problem-, diyelim ki bir gen bulduk, -bir sürü gen var bulunan bununla ilişkili- geni düzeltemiyorsun. Yani düzeltmek, yaşamı geri sarmıyor. Çünkü gelişimsel sorunlar, o yaşa kadar öğrendiklerimiz, alışkanlıklarımız, bu duruma yol açan geni düzeltmekle ortadan kalkmıyor. Genetik problemler bir geçmişi, yaşanmışlıkları reset etmiyorlar.